tarihinde yayınlandı Yorum yapın

Amerika günlükleri – Houston’da ilk izlenimler

houston

Ülkeye giriş

Pasaport kontrolündeki polis, ülkelerine kalıcı olarak yerleşmeyeceğime ikna olmadı ki sanırım; “escord!” diye bağırıp başka bir polisi çağırdı ve beni onunla bir sorgu ofisine gönderdi.
Götürürken de “are you ok?” diye sorunca; “neden ok olmayayım ki” düşüncesini kafama yerleştirdi ve heyecandan kalbim patlayacak gibi atmaya başladı.
İçeri girer girmez bir tane polis bağırdı, “sit down and don’t use your phone!”. Birlikte business trip için birlikte geldiğim diğer arkadaşlar önden gittiği için sorguya alındığımdan haberleri yok.
Bizi almaya Houston`daki yöneticimiz geldi, onun da haberi yok. Telefonum çalarsa ne yapacağım diye tırsarak diğer 3. dünya ülkesi vatandaşlarıyla sıramın gelmesini beklemeye başladım.
1 aylık business tripten sonra San Diego`ya gidip arkadaşımda kalacağım, sonra da kardeşim gelecek, birlikte batı yakasını gezeceğiz demiştim pasaport kontrolünde. Otel rezervasyonu sordu, henüz yapmadım demiştim, şüphe uyandırdım sanırım.
1 saat kadar bekledim; beklerken içimden İngilizce kompozisyon yazıyorum; “pasaportuma bakın ne kadar çok geziyorum, iş gezisinden sonra da gezeceğim, iş gezimin uzama ihtimalinden dolayı otel rezervasyonlarımı daha yapmadım. Bakın 6 sene önce de New York’ a gelmiştim, geri döndüm ülkeme.” diyeceğim.
Beni çağırdılar, polisin suratı o kadar asık ki, ne söyleyeceğimi unuttum tabi. zaten fırsat olmadı, hızlı hızlı sorular soruyor, birini cevaplamadan başka soru, aynı soruları farklı cümlelerle soruyor.
Abuk subuk sorular; “kocan yok mu, sevgilin yok mu, neden kardeşinle geziyorsun” bile dedi. Hiç bir cevabımla tatmin olmuyor. Bir yandan da ekranına bakıyor sürekli, bir şeyler yazıyor. Yarım saat sorguladı.”Ben İstanbulun en güzel muhitinde oturuyorum; yürüyerek 5 dakikada Bağdat Caddesi’nde, 10 dakikada sahildeyim, sizin arabasız adım atılamayan Houston’ınıza mı kaldım” demek geçiyor içimden, Özge diyorum kendini tut, işin ucunda West Coast var.
Dönüş uçak biletimi sordu, “telefondan göstereyim, internete bağlanmam gerek yalnız” dedim. “tamam gerek kalmadı” dedi. Beni Türkiye’ye geri gönderecek bu galiba diye düşünürken 6 aylık süre verdi Amerika’da kalmam için. Diğerlerine 1 ay vermişti pasaport kontrolündeki polis.
Epey maceralı bir şekilde ülkeye giriş yapmış oldum.

Eve yerleştikten sonra arabayla 10 dakika uzaklıktaki markete gittik, su, melatonin ve kahvaltılık bir şeyler aldık. Marketler devasa büyük, bizim mahallelerdeki gibi ufak marketler yok. Houston, New York`a göre çok farklı. New York, İstanbul’ a benziyordu.
Hatta ben New York’ a “dünyanın İstanbul’u” diyorum. İstanbul, Türkiye için neyse New York, dünya için o.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir