Houston’da yaşam

Posted by | · · | Beni kategorize etme | Yorum yok Houston’da yaşam

Texaslılar ve arabaları

Akşam 8’den sonra sokakta yürümeyin, rahatsız edici tipler olabilir dediler. Zaten Houston’da herhangi bir yere yürünmüyor, insanlar yürümüyor, toplu taşıma çok yetersiz ve sadece evsizler toplu taşıma kullanıyor.
İstanbul’da günde 10bin adım atıyordum, burada 1000-1500 adım atıyorum ancak. Mesafeler çok uzak. Evler, mağazalar, marketler kocaman alanlara yayılmış. Kaldırımlar küçücük, yollar çok büyük, arabalar çok büyük.

Dünyanın havasını burada yaşayanlar kirletiyor diye düşünüyor insan. Benzin ve araba ucuz, 16 yaşında ehliyet alıyorlarmış, aile üyelerinin hepsinin ayrı arabası var. Demin mutfakta iki kişi konuşuyordu; birinin bacakları ve beli problemliymiş, doktor yürümen lazım demiş. Günde 5 dakika yürüsen yeter diye geçirdim içimden. Sokaklarda yürünemiyor olması korkunç bir şey bence. Yan binaya bile arabayla gidiyorlar abartmıyorum. Sokakta kimse yok. Yürüyen insanlar sadece evsizler. Haftasonu parka gittim, parklarda yürünebiliyor diye, sonra parktan çıkıp üniversite kampüsüne yürüdüm, kampüste de yürünebiliyor diye, sadece 5 dakikalık mesafe, yollarda kimse yok tabi. Acaba dedim arabalardakiler benim hakkımda ne düşünüyordur, ya deli ya da evsiz diyorlardır. Hostondaki ilk yıllarını arabasız geçiren biriyle tanıştım, herkes kıza acıyormuş market alışverişini arabasız yapıyor diye, oysa ki çok yakınmış market. Yürümeme kültürü bana aşırı garip geliyor, azıcık terleyin, ölmezsiniz. Yürümeyi sadece egzersiz olarak yapıyorlar parklarda, bir yerden başka bir yere gitmek için yürümüyorlar. İnsan sokakta o kadar çok evsiz görünce yürümeye korkuyor gerçi. Bütün dünyanın kaynaklarını sömüren bir ülkede nasıl bu kadar çok evsiz var inanılmaz. Sokakları evsizler işgal etmiş durumda. Ne kadar çok olduğunu nasıl anlatayım bilmiyorum; 10 metrekarede bir, hatta Downtown’da metrekarede bir evsiz görüyorsunuz. Amerika’nın güneyinde hava bütün yıl sıcak olduğundan, evsizler güneyde yaşıyorlarmış çoğunlukla. Sokaklarda, otobüs duraklarında, otoyolların altında yatan, dilenen, çiş kokan, sokaklara ve üzerilerine küçük/büyük tuvaletlerini yapan, banyo yapamayan evsizleri gördükçe üçüncü dünya ülkesinden ne farkı var burasının diye düşünüyorum.

Hava

Hava sıcak ve nemli ama aşırı rahatsız edici değil, Antalya`nın Temmuzdaki havası gibi. Dışarısı 34 derece, içerisi 15 derece. Abartmıyorum, ofiste üzerimde yünlü uzun bir hırkayla oturuyorum ve donuyorum, 2 günde boğazım şişti.
Ellerim buruş buruş oldu, tüylerim diken diken, ayaklarım bacaklarım uyuştu soğuktan, sanki karda oturuyormuş gibiyim. Jetlagden dolayı uykusuzum, vücut biraz düşmüş olabilir ama Türkiyeden gelen uykusunu alan diğer arkadaşlar da üşüyor. Masaya sıcak kahve koyuyorum, 5 dakikada soğuyor.
Bana çok mantıksız geliyor, dışarısı 34 dereceyken içeride hırkayla oturulması. Her yere arabayla gittikleri için dışarıyla temasları sadece arabaya yürüyene kadar oluyor. Hava sıcak, neden herkes kapalı giyiniyor diye düşünmüştüm ofistekilerin fotoğrafını gördüğümde.
Sabah uberden indiğim anda güneş gözlüklerim buğu oldu çünkü arabanın içi buz gibiydi, dışarısı da sıcak ve nemli.
Ne güzel sıcak işte, Avrupalıların arayıp da bulamadığı şey, kime ne zararı var azcık nemin, klimaları bu kadar abartmaya gerek var mı?! Bugün o kadar üşüdüm ki keşke sınırdaki polis beni ülkeye almasaymış diye düşündüm.
Ülkene geri dön deseler dönecektim. O kadar şikayet ettim ki soğuktan; yöneticimin ısıtıcısı varmış, bana verdi, masanın altına koyuyorum, hiç değilse yünlü hırkamla durabiliyorum artık. İnsan oturacak burada insan! Yemek değiliz, bozulmayız, klimayı bu kadar abartmaya gerek yok!

Yemek

Buradaki insanların neden aşırı kilolu olduğunu şimdi anlıyorum; bu soğuğa dayanabilmek için yağ gerek izolasyon sağlamak için. Bende yağ yok, direkt kemiklere vuruyor klima. Epey obez var ve kimse kilosundan rahatsız değil.
Türkiye’ de bu kadar kilolu olan insanlar, kilolarını örtmek için kapalı giyinirler. Burada kimse takmıyor; yağlarım fışkırıyor mu giysimden. Hatta sanki kilolarını göstermek için daha açık giyiniyorlar. Çok yemek yiyorlar, porsiyonlar çok büyük. Çoğu restoranlar açık büfe ve ya fast food ve kızarmış. İnsanlar çocuklarına fast food yediriyorlar. Aman yürümeyin de, mazallah zayıflarsınız 5 gram. Benzin içtiklerinden şüpheleniyorum zaten. Sağlıklı olmak umurlarında olmadığı gibi, çevre de umurlarında değil.

Alışveriş

Houston ucuz bir şehirmiş, TL ile maaş alınca hissetmiyorsunuz tabi ucuz olduğunu. Eskiden kozmetik ürünleri de burada ucuz olurdu, artık yalnızca spor ayakkabılar ucuz. Marka giyinme takıntısı olanlar için Amerikan markaları da daha ucuz tabi burada. Ben Türkiye’de pazardan ve indirim dönemlerinde alışveriş yaptığım için bana pahalı geliyor her şey. 2013te New Yorka geldiğimde biraz alışveriş yapabilmiştim. O zamana göre maaşım epey artmasına rağmen, Türk Lirasının değeri her geçen sene hızla düştüğü için, bu sefer bir şey alamadım. Googledan bakıyorum, almak istediklerim Türkiye’de daha ucuz. Türkiye’de stoklar bitince ne olacak bakalım…

Birimler

İnsanı sinir eden başka bir durum da; birimler farklı. Sıcaklık, uzaklık, ağırlık… Hava yarın çok güzel olacak 70 derece diyor biri, kafamdan hesap yapmaya çalışıyorum, kaç celciusa denk geliyor acaba. Tarihleri bile ters; ay-gün-yıl kullanıyolar.

Yaşam

Burada herkes çok çalışıyor ama cumaları genelde ya çalışmıyor ya da erken çıkıyorlar. 9da yatıp 6da kalkıyorlar. Sosyal güvenceleri yok, devletin emeklilik sistemi yok, sadece özel emeklilik sistemi var, dolayısıyla paralarını yatırdıkları şirket batarsa bütün paraları uçuyor. Yaşlılar çalışmayı bırakmıyor. Devlete güvenmedikleri için erken yaşta evlenip erken yaşta çocuk sahibi oluyorlar. Hatta “high school sweetheart” larıyla evleniyorlar. Sağlık sistemlerinin rezaletinden bahsetmiyorum bile. Özenilecek bir yaşamları yok. Avrupadaki sosyal devletlerde yaşayanlar gibi şanslı değiller. Vahşi kapitalizmi hissediyorsun burada. Bazıları eşek gibi çalıştığı için, bazıları evsiz. İşçi hakları diye bir şey yok. “Burası fırsatlar ülkesi, çok çalışsalarmış da evsiz kalmasalarmış” diye düşünen çok.

Özgürlükler ülkesi(!)

“Burada yaşam çok farklı, liberalizm diye bir şey var, ben istediğimi yaparım diyebiliyor insanlar” dedi burada yaşayan bir arkadaşım ve ekledi “hayır burada da otobüse binilebiliyor, sen sarışısın diye çok dikkat çekiyorsun, ruj sürme, biraz paçoz giyin otobüse bineceksen”.
“Cafeye giderken niye paçoz giyineyim?”
“Paçoz bir hırka giyersin üzerine, otobüsler zaten çok soğuk, inince çıkarırsın, rujunu sürersin. Yani maksimum göreceğin şey masturbasyon yapan bir evsiz olur otobüsün içinde, yoksa kimse sana tecavüz etmeye kalkmaz, gerçekten bir şey yapmıyorlar.” Çok özgür ve çok güvende hissettim gerçekten, otobüse evsiz zencilerden başkalarının binmediği şu özgürlükler ülkesinde.
“Ama Özge sen yurtdışında yaşamak istiyorsun”
“Hindistan da yurtdışı ama orada yaşamak istemiyorum. İstanbulda kendime yarattığım hayattan daha iyi bir hayatım olacaksa, sosyal bir devlette kalabalık canlı bir şehirde yaşamayı tercih ederim. Sokakta yürüyemediğim bir yerde yaşamak istemem”
“İstanbul ile Houston’ı karşılaştırma, insanlar burada yürümemeyi, araba kullanmayı tercih ediyorlar.”
“Tercih filan değil bu arkadaşım. Evsizlerin arasında yürümek, otobüse binmek istemedikleri için araba kullanıyorlar çünkü aç insan her şeyi yapabilir karnını doyurmak için. Tedirgin oldukları için mecburen arabaya biniyorlar, hava güzelken bile, 2 dakikalık yürüme mesafesi olan yere gitmek için bile. Şirkette konuştuğum tüm Amerikalılar New York’a bayılıyor, orada sokakta yürünebildiği için ama orada buradaki kadar konforlu bir eve sahip olamayacakları için burada yaşamayı tercih etmek zorunda kalıyorlar. Aynı yürümek yerine arabaya bineyi tercih etmek zorunda kalmaları gibi…”
Dün akşam başka bir arkadaş grubuyla bir mekandan başka bir mekana gideceğiz, arada yürüyerek 5 dakikalık mesafe var. Yürüyelim diyorum. “Olmaz, güvenli değil” cevap. Sonra da burası çok özgür, Türkiye’de düşünce özgürlüğü yok. Tamam Türkiye’yi savunmuyorum, bir çok özgürlüğümüz kısıtlı ama hiç değilse sokakta yürüme özgürlüğümüz var, otobüse minibüse binme özdürlüğümüz var. Burada araban yoksa özgür değilsin. Hırsızlık olayları almış başını gitmiş. Devletin umrumda değil evsizler, hırsızlar. Montrose’daydık dün akşam; cafelerin, restoranların olduğu bölge, orada bile kimse yürümüyor. Burası zaten Türkiye’ye benziyor bence, Avrupa’ya göre çok farklı. Bir çok Avpura ülkesine gittim yalnız başıma ama sokaklarda normal insanlar olduğu için hiç güvensiz hissetmedim.

Hep kötüledim, biraz da iyi bir şeyler yazayım. Herhangi bi yerde yardıma ihtiyacınız varmış gibi aval aval etrafa bakıyorsanız ve görünüşünüz düzgünse hemen yardım teklif ediyorlar, siz istemeden. Aynı şey evsizler için geçerli değil tabi. Herhangi bir yere girerken görüş mesafesinde bir kadın varsa hemen kapıyı tutuyorlar. Kibarlar ülkesi diyor Türkiye’den birlikte geldiğim arkadaşlardan biri. İyi bir şeyler yazmış oldum mu şimdi bilemedim. Mahallede, şirkette tanısın tanımasın herkese selam veriyorlar, Avrupalılar gibi göz kontağından kaçınmıyorlar. Çevrelerinde olanları sahipleniyorlar. Avrupalılara göre daha sıcakkanlılar.
Bir de burada tacolar çok lezzetli. Her gün farklı dünya mutfaklarından yiyebiliyoruz.

Bu yazdıklarımın hepsi Houston için geçerli, 3 haftada tecrübe ettiklerim. Bir aksilik çıkmazsa bu ay sonunda batı yakasını tecrübe edeceğim. Bu yazıyı okuyup da Houston ne kadar da iğrenç bir yermiş diye düşünmeyin. Eğer evli ve çocukluysanız, evin içindeki konfor sizin için önemliyse Houston çok güzel bir yer. Benim gibi evin içinde durunca afakanlar basıyorsa, dışarıda vakit geçirmeyi seviyorsanız ve sizi evde durmaya zorlayan bir durum yoksa Houston iğrenç bir yer, evet. Burada suburblerde (şehrin biraz dışında) kendi havuzunuzun, kendi bahçenizin, bahçenizin içinde çocuk parkının olduğu, kendi spor salonunuzun olduğu kocaman 2 katlı bir ev alabilirsiniz mühendisseniz, bakın site içinde bir ev demiyorum, apartman dairesi demiyorum, ev diyorum ki böyle bir eve davet edildim ve gördüm ama bu bende hiç özenme hissi yaratmadı çünkü bana göre buralar altın kafes… Napayım dışarı çıkıp özgürce yürüyemediğim bir şehirdeki sarayı…


No Comments

Leave a comment