tarihinde yayınlandı Yorum yapın

Houston’da yaşam

houston

Texaslılar ve arabaları

Akşam 8’den sonra sokakta yürümeyin, rahatsız edici tipler olabilir dediler. Zaten Houston’da herhangi bir yere yürünmüyor, insanlar yürümüyor, toplu taşıma çok yetersiz ve sadece evsizler toplu taşıma kullanıyor.
İstanbul’da günde 10bin adım atıyordum, burada 1000-1500 adım atıyorum ancak. Mesafeler çok uzak. Evler, mağazalar, marketler kocaman alanlara yayılmış. Kaldırımlar küçücük, yollar çok büyük, arabalar çok büyük.

Dünyanın havasını burada yaşayanlar kirletiyor diye düşünüyor insan. Benzin ve araba ucuz, 16 yaşında ehliyet alıyorlarmış, aile üyelerinin hepsinin ayrı arabası var. Demin mutfakta iki kişi konuşuyordu; birinin bacakları ve beli problemliymiş, doktor yürümen lazım demiş. Günde 5 dakika yürüsen yeter diye geçirdim içimden. Sokaklarda yürünemiyor olması korkunç bir şey bence. Yan binaya bile arabayla gidiyorlar abartmıyorum. Sokakta kimse yok. Yürüyen insanlar sadece evsizler. Haftasonu parka gittim, parklarda yürünebiliyor diye, sonra parktan çıkıp üniversite kampüsüne yürüdüm, kampüste de yürünebiliyor diye, sadece 5 dakikalık mesafe, yollarda kimse yok tabi. Acaba dedim arabalardakiler benim hakkımda ne düşünüyordur, ya deli ya da evsiz diyorlardır. Hostondaki ilk yıllarını arabasız geçiren biriyle tanıştım, herkes kıza acıyormuş market alışverişini arabasız yapıyor diye, oysa ki çok yakınmış market. Yürümeme kültürü bana aşırı garip geliyor, azıcık terleyin, ölmezsiniz. Yürümeyi sadece egzersiz olarak yapıyorlar parklarda, bir yerden başka bir yere gitmek için yürümüyorlar. İnsan sokakta o kadar çok evsiz görünce yürümeye korkuyor gerçi. Bütün dünyanın kaynaklarını sömüren bir ülkede nasıl bu kadar çok evsiz var inanılmaz. Sokakları evsizler işgal etmiş durumda. Ne kadar çok olduğunu nasıl anlatayım bilmiyorum; 10 metrekarede bir, hatta Downtown’da metrekarede bir evsiz görüyorsunuz. Amerika’nın güneyinde hava bütün yıl sıcak olduğundan, evsizler güneyde yaşıyorlarmış çoğunlukla. Sokaklarda, otobüs duraklarında, otoyolların altında yatan, dilenen, çiş kokan, sokaklara ve üzerilerine küçük/büyük tuvaletlerini yapan, banyo yapamayan evsizleri gördükçe üçüncü dünya ülkesinden ne farkı var burasının diye düşünüyorum.

Hava

Hava sıcak ve nemli ama aşırı rahatsız edici değil, Antalya`nın Temmuzdaki havası gibi. Dışarısı 34 derece, içerisi 15 derece. Abartmıyorum, ofiste üzerimde yünlü uzun bir hırkayla oturuyorum ve donuyorum, 2 günde boğazım şişti.
Ellerim buruş buruş oldu, tüylerim diken diken, ayaklarım bacaklarım uyuştu soğuktan, sanki karda oturuyormuş gibiyim. Jetlagden dolayı uykusuzum, vücut biraz düşmüş olabilir ama Türkiyeden gelen uykusunu alan diğer arkadaşlar da üşüyor. Masaya sıcak kahve koyuyorum, 5 dakikada soğuyor.
Bana çok mantıksız geliyor, dışarısı 34 dereceyken içeride hırkayla oturulması. Her yere arabayla gittikleri için dışarıyla temasları sadece arabaya yürüyene kadar oluyor. Hava sıcak, neden herkes kapalı giyiniyor diye düşünmüştüm ofistekilerin fotoğrafını gördüğümde.
Sabah uberden indiğim anda güneş gözlüklerim buğu oldu çünkü arabanın içi buz gibiydi, dışarısı da sıcak ve nemli.
Ne güzel sıcak işte, Avrupalıların arayıp da bulamadığı şey, kime ne zararı var azcık nemin, klimaları bu kadar abartmaya gerek var mı?! Bugün o kadar üşüdüm ki keşke sınırdaki polis beni ülkeye almasaymış diye düşündüm.
Ülkene geri dön deseler dönecektim. Masanın altına ısıtıcı koyuyorum, hiç değilse yünlü hırkamla durabiliyorum artık. İnsan oturacak burada insan! Yemek değiliz, bozulmayız, klimayı bu kadar abartmaya gerek yok!

Yemek

Buradaki insanların neden aşırı kilolu olduğunu şimdi anlıyorum; bu soğuğa dayanabilmek için yağ gerek izolasyon sağlamak için. Bende yağ yok, direkt kemiklere vuruyor klima. Epey obez var ve kimse kilosundan rahatsız değil.
Çok yemek yiyorlar, porsiyonlar çok büyük. Çoğu restoranlar açık büfe ve ya fast food ve kızarmış. İnsanlar çocuklarına fast food yediriyorlar. Aman yürümeyin de, mazallah zayıflarsınız 5 gram. Benzin içtiklerinden şüpheleniyorum zaten. Sağlıklı olmak umurlarında olmadığı gibi, çevre de umurlarında değil.

Alışveriş

Houston ucuz bir şehirmiş, diğer eyaletlere göre vergiler daha düşük olduğundan. Eskiden kozmetik ürünleri de burada ucuz olurdu, artık yalnızca spor ayakkabılar ucuz. Marka giyinme takıntısı olanlar için Amerikan markaları da daha ucuz tabi burada. Googledan bakıyorum, almak istediklerim Türkiye’de daha ucuz. Türkiye’de stoklar bitince ne olacak bakalım…

Birimler

İnsanı sinir eden başka bir durum da; birimler farklı. Sıcaklık, uzaklık, ağırlık… Hava yarın çok güzel olacak 70 derece diyor biri, kafamdan hesap yapmaya çalışıyorum, kaç celciusa denk geliyor acaba. Tarihleri bile ters; ay-gün-yıl kullanıyolar.

Yaşam

Burada herkes çok çalışıyor ama cumaları genelde ya çalışmıyor ya da erken çıkıyorlar. 9da yatıp 6da kalkıyorlar. Sosyal güvenceleri yok, devletin emeklilik sistemi yok, sadece özel emeklilik sistemi var, dolayısıyla paralarını yatırdıkları şirket batarsa bütün paraları uçuyor. Yaşlılar çalışmayı bırakmıyor. Devlete güvenmedikleri için erken yaşta evlenip erken yaşta çocuk sahibi oluyorlar. Hatta “high school sweetheart” larıyla evleniyorlar. Sağlık sistemlerinin rezaletinden bahsetmiyorum bile. Özenilecek bir yaşamları yok. Avrupadaki sosyal devletlerde yaşayanlar gibi şanslı değiller. Vahşi kapitalizmi hissediyorsun burada. Bazıları eşek gibi çalıştığı için, bazıları evsiz. İşçi hakları diye bir şey yok. “Burası fırsatlar ülkesi, çok çalışsalarmış da evsiz kalmasalarmış” diye düşünen çok.

Özgürlükler ülkesi(!)

“Burada yaşam çok farklı, liberalizm diye bir şey var, ben istediğimi yaparım diyebiliyor insanlar” dedi burada yaşayan bir arkadaşım ve ekledi “hayır burada da otobüse binilebiliyor, sen sarışısın diye çok dikkat çekiyorsun, ruj sürme, biraz paçoz giyin otobüse bineceksen”.
“Cafeye giderken niye paçoz giyineyim?”
“Paçoz bir hırka giyersin üzerine, otobüsler zaten çok soğuk, inince çıkarırsın, rujunu sürersin. Yani maksimum göreceğin şey masturbasyon yapan bir evsiz olur otobüsün içinde, yoksa kimse sana tecavüz etmeye kalkmaz, gerçekten bir şey yapmıyorlar.” Çok özgür ve çok güvende hissettim gerçekten, otobüse evsizlerden başkalarının binmediği şu özgürlükler ülkesinde.
“Ama Özge sen yurtdışında yaşamak istiyorsun”
“Hindistan da yurtdışı ama orada yaşamak istemiyorum. İstanbulda kendime yarattığım hayattan daha iyi bir hayatım olacaksa, sosyal bir devlette kalabalık canlı bir şehirde yaşamayı tercih ederim. Sokakta yürüyemediğim bir yerde yaşamak istemem”
“İstanbul ile Houston’ı karşılaştırma, insanlar burada yürümemeyi, araba kullanmayı tercih ediyorlar.”
“Tercih filan değil bu arkadaşım. Evsizlerin arasında yürümek, otobüse binmek istemedikleri için araba kullanıyorlar çünkü aç insan her şeyi yapabilir karnını doyurmak için. Tedirgin oldukları için mecburen arabaya biniyorlar, hava güzelken bile, 2 dakikalık yürüme mesafesi olan yere gitmek için bile. Şirkette konuştuğum tüm Amerikalılar New York’a bayılıyor, orada sokakta yürünebildiği için ama orada buradaki kadar konforlu bir eve sahip olamayacakları için burada yaşamayı tercih etmek zorunda kalıyorlar. Aynı yürümek yerine arabaya binmeyi tercih etmek zorunda kalmaları gibi…”
Dün akşam başka bir arkadaş grubuyla bir mekandan başka bir mekana gideceğiz, arada yürüyerek 5 dakikalık mesafe var. Yürüyelim diyorum. “Olmaz, güvenli değil” cevap. Sonra da burası çok özgür, Türkiye’de düşünce özgürlüğü yok. Tamam Türkiye’yi savunmuyorum, bir çok özgürlüğümüz kısıtlı ama hiç değilse sokakta yürüme özgürlüğümüz var, otobüse minibüse binme özgürlüğümüz var. Burada araban yoksa özgür değilsin. Hırsızlık olayları almış başını gitmiş. Devletin umurumda değil evsizler, hırsızlar. Montrose’daydık dün akşam; cafelerin, restoranların olduğu bölge, orada bile kimse yürümüyor. Burası zaten Türkiye’ye benziyor bence, Avrupa’ya göre çok farklı. Bir çok Avpura ülkesine gittim yalnız başıma ama sokaklarda evsiz/dilenci olmayan insanlar da olduğu için hiç güvensiz hissetmedim.

Hep kötüledim, biraz da iyi bir şeyler yazayım. Herhangi bir yerde yardıma ihtiyacınız varmış gibi aval aval etrafa bakıyorsanız ve görünüşünüz düzgünse hemen yardım teklif ediyorlar, siz istemeden. Aynı şey evsizler için geçerli değil tabi. Herhangi bir yere girerken görüş mesafesinde bir kadın varsa hemen kapıyı tutuyorlar. Kibarlar ülkesi diyor Türkiye’den birlikte geldiğim arkadaşlardan biri. İyi bir şeyler yazmış oldum mu şimdi bilemedim. Mahallede, şirkette tanısın tanımasın herkese selam veriyorlar, Avrupalılar gibi göz kontağından kaçınmıyorlar. Çevrelerinde olanları sahipleniyorlar. Avrupalılara göre daha sıcakkanlılar.
Bir de burada tacolar çok lezzetli. Her gün farklı dünya mutfaklarından yiyebiliyoruz.

Bu yazdıklarımın hepsi Houston için geçerli, 3 haftada tecrübe ettiklerim. Bir aksilik çıkmazsa bu ay sonunda batı yakasını tecrübe edeceğim. Bu yazıyı okuyup da Houston ne kadar da berbat bir yermiş diye düşünmeyin. Eğer evli ve çocukluysanız, evin içindeki konfor sizin için önemliyse Houston çok güzel bir yer. Benim gibi evin içinde durunca afakanlar basıyorsa, dışarıda vakit geçirmeyi seviyorsanız ve sizi evde durmaya zorlayan bir durum yoksa Houston berbat bir yer, evet. Burada suburblerde (şehrin biraz dışında) kendi havuzunuzun, kendi bahçenizin, bahçenizin içinde çocuk parkının olduğu, kendi spor salonunuzun olduğu kocaman 2 katlı bir ev alabilirsiniz mühendisseniz. Bakın site içinde bir ev demiyorum, apartman dairesi demiyorum, müstakil ev diyorum. Buralar bende hiç özenme hissi yaratmadı çünkü bana göre buralar altın kafes… Napayım dışarı çıkıp özgürce yürüyemediğim bir şehirdeki sarayı…

tarihinde yayınlandı Yorum yapın

Amerika günlükleri – Houston’da ilk izlenimler

houston

Ülkeye giriş

Pasaport kontrolündeki polis, ülkelerine kalıcı olarak yerleşmeyeceğime ikna olmadı ki sanırım; “escord!” diye bağırıp başka bir polisi çağırdı ve beni onunla bir sorgu ofisine gönderdi.
Götürürken de “are you ok?” diye sorunca; “neden ok olmayayım ki” düşüncesini kafama yerleştirdi ve heyecandan kalbim patlayacak gibi atmaya başladı.
İçeri girer girmez bir tane polis bağırdı, “sit down and don’t use your phone!”. Birlikte business trip için birlikte geldiğim diğer arkadaşlar önden gittiği için sorguya alındığımdan haberleri yok.
Bizi almaya Houston`daki yöneticimiz geldi, onun da haberi yok. Telefonum çalarsa ne yapacağım diye tırsarak diğer 3. dünya ülkesi vatandaşlarıyla sıramın gelmesini beklemeye başladım.
1 aylık business tripten sonra San Diego`ya gidip arkadaşımda kalacağım, sonra da kardeşim gelecek, birlikte batı yakasını gezeceğiz demiştim pasaport kontrolünde. Otel rezervasyonu sordu, henüz yapmadım demiştim, şüphe uyandırdım sanırım.
1 saat kadar bekledim; beklerken içimden İngilizce kompozisyon yazıyorum; “pasaportuma bakın ne kadar çok geziyorum, iş gezisinden sonra da gezeceğim, iş gezimin uzama ihtimalinden dolayı otel rezervasyonlarımı daha yapmadım. Bakın 6 sene önce de New York’ a gelmiştim, geri döndüm ülkeme.” diyeceğim.
Beni çağırdılar, polisin suratı o kadar asık ki, ne söyleyeceğimi unuttum tabi. zaten fırsat olmadı, hızlı hızlı sorular soruyor, birini cevaplamadan başka soru, aynı soruları farklı cümlelerle soruyor.
Abuk subuk sorular; “kocan yok mu, sevgilin yok mu, neden kardeşinle geziyorsun” bile dedi. Hiç bir cevabımla tatmin olmuyor. Bir yandan da ekranına bakıyor sürekli, bir şeyler yazıyor. Yarım saat sorguladı.”Ben İstanbulun en güzel muhitinde oturuyorum; yürüyerek 5 dakikada Bağdat Caddesi’nde, 10 dakikada sahildeyim, sizin arabasız adım atılamayan Houston’ınıza mı kaldım” demek geçiyor içimden, Özge diyorum kendini tut, işin ucunda West Coast var.
Dönüş uçak biletimi sordu, “telefondan göstereyim, internete bağlanmam gerek yalnız” dedim. “tamam gerek kalmadı” dedi. Beni Türkiye’ye geri gönderecek bu galiba diye düşünürken 6 aylık süre verdi Amerika’da kalmam için. Diğerlerine 1 ay vermişti pasaport kontrolündeki polis.
Epey maceralı bir şekilde ülkeye giriş yapmış oldum.

Eve yerleştikten sonra arabayla 10 dakika uzaklıktaki markete gittik, su, melatonin ve kahvaltılık bir şeyler aldık. Marketler devasa büyük, bizim mahallelerdeki gibi ufak marketler yok. Houston, New York`a göre çok farklı. New York, İstanbul’ a benziyordu.
Hatta ben New York’ a “dünyanın İstanbul’u” diyorum. İstanbul, Türkiye için neyse New York, dünya için o.

tarihinde yayınlandı Yorum yapın

Maps.ME uygulaması ile Google maps`te hazırlanan haritaların çevrimdışı kullanımı

Çevrimdışı harita kullanımı ile ilgili adımları aşağıda bulabilirsiniz.
1
Bir önceki postta anlatılan şekilde Google maps ile rotanızı hazırlayın.
2
Sağ taraftaki dikey 3 noktaya basın ve “Export to KML” (KLM olarak kaydet) butonuna basın.
3
Çıkan popupta KLM dosyasını, bilgisayarınızda kaydedeceğiniz yeri seçin ve kaydedin.
4
Telefonunuza “Maps.ME” uygulamasını indirin.
5
Kaydettiğiniz KLM dosyasını telefonunuzdaki email adresinize gönderin.
6
Telefonunuzdan emaili açın, KLM dosyasını seçin ve dosyayı açma opsiyonları arasından Maps.ME uygulamasını seçin.
7
Dosyayı Maps.ME uygulamasında açın.
8
Çevrimıdışı olarak kullanacabileceğiniz haritanız hazır. Telefon sinyali dahil olmadan bu uygulamayı kullanabilirsiniz, haritada kendinizin nerede olduğunu görebilirsiniz.
Not
Maps.ME uygulamasında çevrimdışı bölge indirebilir, rotanızı google maps kullanmadan bu uygulama üzerinden de kullanabilirsiniz.
tarihinde yayınlandı 3 Yorum

Gezi rotası oluşturma – Google maps ile gezi rotası hazırlama

Gezeceğiniz şehri araştırdınız, gezilecek görülecek yerleri listelediniz. Peki bu listeyi google maps üzerinde görmek ve rota oluşturup gideceğiniz şehirde bu haritayı açıp rota üzerinden kaybolmadan yürümek istemez misiniz? Google maps ile gezi rotası hazırlama ve kullanmayı adım adım anlatacağım.

Gezi rotası oluşturma

  1. Bilgisayarınızda tarayıcınızdan www.google.com.tr/mymaps adresine girilir.
  2. Yeni harita oluştur yazısına tıklanır.
  3. Öncelikle haritanın ismini belirleyelim. İstediğiniz zaman harita ismini şu şekilde değiştirebilirsiniz. Adsız harita yazısının üstüne tıklayın ve “Harita Başlığı” yazan boşluğa harita ismini girin ve kaydet tuşuna basın. Örnekteki başlık Prag.

    google maps ile gezi rotası oluşturma
    google maps ile gezi rotası oluşturma
  4. Açılan haritada istenilen yer aratılır. Resimdeki örnekte “Astronomik saat kulesi” aratıldı.
  5. Haritaya ekle yazısına tıklanır.
  6. Bu şekilde teker teker tüm yerler eklenir.
  7. Aynı harita içine birden fazla katman eklenebilir. Ben genelde, gezi, yemek, kahve gibi katmanlar ekliyorum. Gezerken gezi katmanım açık oluyor sadece. Acıkınca yemek katmanını açıyorum; önceden seçtiğim gitmek istediğim restoranlar bu katmanda oluyor. O an neredeysem oraya yakın restoranları görüyorum.
    Katmana isim vermek için; Adsız katman yazısına tıklanır. Açılan kutuya istenilen isim girilir, kaydet tuşuna basılır.
  8. Gelelim işaretlediğimiz yerlerden rota oluşturma kısmına. İlk gitmek istediğimiz yer seçilip, “Şuraya yol tarifi” tuşuna basılır.
  9. Gitmek istediğimiz yer yazılır soldaki listedeki boşluğa yazılır. Örnekte “Karluv most” yazılmıştır.
  10. Bu şekilde teker teker tüm yerler eklenir.
  11. Ulaşım modu; yaya olarak seçilir. Arabayla gezecekseniz araba seçilmeli.

Haritamızı hazırladık. Şimdi gittiğimiz yerde nasıl kullanacağız ona bakalım.

Oluşturduğunuz gezi rotası ‘ nı kullanma

  1. Telefonunuzdan Google maps uygulamasını açın.
  2. Your places`e basın.
  3. Maps`e basın, hazırladığınız haritayı seçin.
  4. Katmanları (daha önce yazdığım gezi, yemek, kahve vb.) açıp kapamak için, en alttaki “View map legend” yazısına tıklayın.
  5. Soldaki checkboxları işaretleyerek ya da işaretini kaldırarak katmanları açıp kapatabilirsiniz.

Önceden bilgisayarda hazırladığınız haritayı gezeceğiniz yerde telefonunuzdan kullanabilmeniz için, mobil verinin açık olması gerekiyor. Tek kötü yanı bu ama bu haritayı maps.me uygulamasına aktarıp çevrimdışı olarak yani mobil veri harcamadan da kullanabilirsiniz. Bir sonraki yazımda anlattım.

tarihinde yayınlandı Yorum yapın

Çevrimdışı harita indirme – resimli anlatım

cevrimdisi harita

Yurtdışında kullanabileceğiniz internet paketiniz yoksa Türkiye`deyken Google haritalardan istediğiniz bölgeyi telefonunuza indirip, daha sonra yurtdışında kullanabilirsiniz. Iphone üzerinden çevrimdışı harita indirme işlemini resimlerle adım adım anlatacağım, android telefonlardan da benzer adımları izleyebilirsiniz.

Türkiye`deyken çevrimdışı harita indirme

  1. Henüz telefonunuzda yoksa, app store`dan Google Maps (Google Haritalar) yükleyin.
  2. İndirmek istediğiniz şehri aratın. Resimli örnekte Atina aratıldı.
  3. Google Maps uygulamasını açtıktan sonra menüden Offline areas (Çevrimdışı alanlar) yazısını tıklayın.
  4. Çıkan ekranda “Download an offline area” (Çevrimdışı alan indirin) başlığının altında “Custom area” (Özel alan) yazısına tıklayın.
  5. Harita görünümü gözükecek, buradan indirmek istediğiniz şehri, iki parmağınızla büyütüp küçülterek istediğiniz bölgeyi dikdörtgenin içine sığdırdıktan sonra Download (İndir) yazısına basın.
  6. İndirilmesini bekleyin, yüzde işaretini izleyerek haritanın ne kadarının indirildiğini takip edebilirsiniz.

Yurtdışındayken çevrimdışı harita kullanma

  1. Yurtdışında gittiğiniz şehirde, Google Maps (Google Haritalar) uygulamasını açın ve gitmek istediğiniz yeri aratın. Daha önceden bu şehrin haritasını indirmiş olduğunuz için, yeri bulacak. Kendinizin nerede olduğunu da haritada görebilirsiniz.
  2. İndirilmiş haritalar, 30 gün sonra otomatik olarak silinir.

Hatırlatma: Yurtdışına çıkmadan, data roaming (veri dolaşımı) özelliğini kapatmayı unutmayın.

tarihinde yayınlandı Yorum yapın

Puglia Gezi Notları

Puglia Gezi Rehberi. Geçen sene bir hafta boyunca İtalya`nın güneyi, çizmenin topuğuna denk gelen Puglia – İtalyanca Apulia (pulya diye okunur) – bölgesini keyifle gezmiştik. Genelde İtalyan turistlerin tercih ettiği, pek fazla yabancı turist göremeyeceğiniz, dolayısıyla fiyatların uygun olduğu bir bölge. Puglia`nın en güzel kasabalarını, plajlarını, Unesco şehirlerini gezdiğimiz tatil rotamız şöyleydi: Matera, Polignano a Mare, Abbazia di San Vito, Monopoli, Gioia del Colle, Martina Franca, Alberobello, Ostuni, Lecce, Baia dei Turchi, Otranto, Galatina, Gallipolli, Baia Verde.

Orecchiette

Puglia bölgesinin makarnası.

Burrata & Ricotta

Puglia bölgesinin peynirleri.

Tarallini

Puglia bölgesinin atıştırmalık krakeri.

Tiramisu

Roma`daki tiramisusu ile ünlü Bar Pompi`nin Monopoli`de şubesi var.

Trulli

Valle d’Itria bölgesinin taştan konik çatıları olan binalarına verilen isim. Alberobello ve Martina Franca bu bölgede.

Martina Franca

Barok stili saray ve kiliseleri barındıran bölge. Gündüz bomboş, gece capcanlıydı. Caffè Tripoli`de dondurmalı bir kahve (Granita di Caffè con Panna) içtim müthişti, yanına da italyan bisküvisi söyleyin.

Polignano a Mare

Adriatik denizi manzaralarını barındıran bölge.

Gallipoli

İsmini Yunanca`dan alan, geçmişte uzun süre Yunan egemenliği altında kalmış bölge. Türkçesi Gelibolu.

Matera

Kapadokya Uçhisarı andıran, bir kısmı mağaralara uzanan taş evlerin olduğu, 9000 yıllık bölge.

Ostuni

Beyaz şehir.

Lecce

Puglia bölgesinin en büyük şehri, barok tarzı yapılar var.

Baia dei Turchi

Türk koyu. Osmanlılar, Puglia`ya deniz yoluyla buradan giriş yapmış. İkincisini Barbaros Hayrettin Paşa gerçekleştirmiş fakat iki sefer de uzun bir işgal süreci olmamış.

Otranto

1480 yılında Osmanlılar burayı işgal ettiğinde, Hristiyanlığı bırakmak istemeyen 800 kişinin kafasını kesmiş ve şu an bütün o kafatasları ve kemikler, Otranto katedralinde sergileniyor.

Alberobello

Trulli`lerin en yoğun olduğu bölge, ikiye ayrılıyor; Aia Piccola ve Monti. Trullo d’Oro`da öğlen yemeği yedik; porsiyonlar kocaman, fiyat uygun fakat servis aşırı yavaştı.

Gioia del Colle

Bir çok sokak sanatına rastlayacağınız bölge. Trattoria Pugliese`de yemek yedik, yemekler ve şarap çok lezzetliydi.

Puglia Oteller

Beğenerek kaldıklarımızı listeliyorum.

tarihinde yayınlandı Yorum yapın

Seyahatlerimi nasıl karşılıyorum? Seyahatlerimi nasıl finanse ediyorum?

Çalışarak! Diğer bloggerların aksine, gerçek bir mesleğim var, ailem varlıklı değil, zengin bir eşim ya da sponsorum yok. Sponsorum olsaydı fena olmazdı tabi. Hayatım boyunca ailemden neredeyse hiç para almadım. Gençken gezeyim, hayatımı yaşayayım, 30-40 yaşından sonra ailemin evlerinden birinde otururum nasıl olsa diye düşünme şansım hiç olmadı, hazır güvencem yoktu. Aşırı gururlu olduğum için, ailemden para istemeye utandım hep. Para, çalışarak kazılması gereken bir şeydi. Üniversite biter bitmez tam zamanlı çalışmaya başladım. 20`li yaşlarımda gençliğimi şirketlere satıyor olma fikri çok ağırıma gidiyordu, ama sonra çok zor da olsa kabullendim; “Özge sen hep çalışacak, kendi paranı kendin kazanacaksın”. İronik bir biçimde, gençliğimi, zamanımı ve aslında özgürlüğümü şirketlere satmak, çalışmadığım zamanlardaki özgürlüğümü satın almamı sağladı. Mesleğimi seviyor olmam işimi kolaylaştırdı.

Çalışmanın zorluğunu bildiğim için, harcarken de hep dikkatli harcarım. Havayolu şirketlerinin kampanyalarını takip ederim, uçak biletlerini aylar önceden alırım, otellere aylar önceden rezervasyon yaptırırım; izin isterken “o tarihte ne olacağını bilemem, iznini şimdiden alamazsın” diyen uyuz yöneticilere rağmen, risk alarak. Otellerde konfor değil, temizlik ve şehir merkezine yakınlık özelliklerini arıyorum. Airbnb.com`dan da otellerden daha ucuza oda/daire kiraladığım çok oldu.

İlk yurtdışı seyahatimi 27 yaşında gerçekleştirdim. Gençliğim çalışarak geçti diyebilirim. Son iki seneye kadar tam zamanlı şirket çalışanı olduğum için ve bir şirkette 2-3 seneden fazla çalışmaya dayanamadığım için, 14 günü hiç geçmedi senelik izinlerim fakat 27 yaşından sonra her sene en az bir yurtdışı tatili planladım. Son iki senedir, şirketler için dışarıdan iş yapıyorum ve bu bana istediğim yerden çalışma olanağı veriyor. Bu şekilde çalışmanın tabi ki ekonomik açıdan riskleri var fakat 13 senelik yazılımcı olarak artık bu riski kaldırabilecek duruma ulaşmış olayım, değil mi?

2 sene önce erkek arkadaşım iş için Prag`a taşındı ve benim de yarı zamanlı Prag yaşantım başlamış oldu. Çalışkanlığım sayesinde dışarıdan çalıştığım şirketteki iş sahiplerinin güvenini kazandığım için, ayın yarısını yurtdışında geçirmeye başladım. Avrupa`da işe girer girmez 25 gün izniniz oluyor, bizdeki gibi insan haklarını hiçe sayacak şekilde bir sene geçtikten sonra senede 14 güncük izin hakkınız yok. Ben de artık danışmanlık yaptığım için izin konusunda biraz daha serbestim. Prag`dan arabayla yakın yerleri, çok ucuza Easyjet, Ryanair, Wings gibi havayolu şirketleriyle Avrupa içinde daha uzak ülkeleri gezdik. Avrupa içinde uçmak, Türkiye`den uçmaya göre çok daha ucuz.

Gezerken beni özgür kılan etkenlerden biri; yalnız gezmekten korkmuyorum. Seyahate çıkmak için birine bağlı değilim. Londra, Berlin, Paris`i yalnız gezdim. Gezerken bir sürü insanla tanışabiliyorsunuz, İngilizceniz olması yeterli.

Seyahatlerime hep el bagajıyla çıkarım. 2 haftalığına New York`a giderken de, 3 haftalığına Londra`ya giderken de el bagajıyla yola çıktım. Hem hareket kolaylığı sağlıyor, hem de uçak biletini ucuza almanızı.

Özet olarak, son senelerde euro ve doların uçuşa geçmiş olması ne yazık ki bir dezavantaj fakat tam zamanlı çalışmak zorunda olan biri iseniz dahi, bakmakla yükümlü olduğunuz birileri yoksa ve iyi bir mesleğe sahipseniz, ekonomik durumunuzu rayına oturttuktan sonra, planlarınızı erkenden yapıp ucuza gezebilirsiniz.